• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
Hava Durumu
Takvim
Yunus Yılmaz
sunuyzamliy@gmail.com
Sultan Galiyev Milliyetçi midir?
28/09/2018

 Milliyetçilik nedir?

          Konuya girmeden önce milliyetçiliğin hatta gerçek milliyetçiliğin ne olduğunu anlatmak daha yerinde olacaktır. Türk diline Arapçadan girdiğini bildiğimiz millet kavramının en erken hangi yazılı metinde yazıldığına ve ne anlamda kullanıldığına bakmak bilimsel açıdan en uygun olanıdır. Muhtemelen millet kavramı da Arapçaya başka bir dilden geçmiştir, ama Arapça üzerinde yoğunlaşmak yeterlidir.

          Arapça olarak en erken yazıldığı düşünülen kitap Kur’an-ı Kerimdir. Kur’an incelendiğin de millet kelimesinin bu kutsal kitapta kullanıldığını görmekteyiz. Hatta olumlu anlamda kullanıldığını görmekteyiz. Öyle ya Kur’an ve İslam’ın milliyetçiliğe karşı olduğu yönde cahilane bir inanışın olduğu hepimizin malumu.   

          Kur’an da örneğin Nahl suresi 123. ayette Hz Muhammed’e “Hakka yönelen İbrahim milletine uy…” emrinin vahiy edildiğinden bahsedilir. Şimdi burada anlatılmak istenen Hz İbrahim’in bir milleti vardı sende o millete tabii ol mu deniyor? Yoksa Hz İbrahim’in dinine, onun şeriatına, sünnetine, hadisine, yazılı veya sözlü kitabı vardı ona tabii ol mu diyor? Tabii haliyle İbrahim’in dinine, kitabına, sünnetine tabii ol, ona uy deniyor. Yani Kuran Hz Muhammed’e İbrahimist ol, İbrahim milliyetçisi ol diyor.         

          Dikkat edilirse millet anlamına din, şeriat anlamının yanında kitap anlamı da veriliyor. Çünkü millet ve onun çoğulu olan millel kelimesi imla kelimesi ile aynı kökten gelir. (1) İmla anlamı genel olarak yazılı bir şeyin yazımında uyulacak olan kural, ilke diyebiliriz. İbrahim milleti denildiğinde İbrahim’in dini yanında İbrahim’in kitabı da anlaşılır ki, Hz İbrahim’e kitap verilmiştir.   

          Görüldüğü gibi Arapça en erken 7. yüzyılda yazıya geçirilen Kur’an da geçen millet kavramı 20. veya 21. yüzyılda anlaşıldığı gibi bir topluluğun tamamı anlamında kullanılmamıştır. Zaman içinde millet kavramı İslam milleti şeklinde kullanılmıştır. Burada kastedilende İslam dinine inanan insanlar topluluğudur. Görüldüğü millet din anlamında kullanılmış yine. Tabii haliyle millet kavramı hep bu anlamda kullanılmadı bu kavramda her şey gibi tarih içinde evrimleşerek ve anlam değişimine uğrayarak bugüne gelmiştir.

          İslamiyet, milliyetçiliğe karşıdır tezlerini işleyenlere bir üzücü haberimiz daha var. Yusuf suresi 37. ayette Yusuf Peygamberin: “… Ben Allah’a inanmayan ve ahirete inkar eden bir milletin dinini bıraktım” dediği geçer. Bu sure ve ayetin orijinal metni incelendiğinde “millete kavmin” kelimelerinin yan yana kullanıldığı haliyle burada kastedilen milletin din anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kavim kelimesinin ise bugün dahi anladığımız anlamda ulus, millet anlamında kullanıldığı görülmektedir. Daha açıkçası Yusuf peygamber şöyle demektedir: ahireti inkar eden kavmin milletini, yani kavmin dinini bıraktım demektedir. Özetle millet kelimesi din, şeriat sünnet anlamında; kavim kelimesi ise ulus, millet anlamında kullanılmış.

          Aynı şekilde Kur’an da geçen ümmet kavramı da aynı dine inanan inandaş, insanlar topluluğu anlamında değil de, ulus, kavim, millet anlamına yakın bir anlamda kullanılmıştır. Çünkü ümmet kavramı ümmi kelimesi ile aynı kökten gelir. Ümmi; Ana, anne, bir şeyin özü, orijini, kaynağı demektir. Kuran’da ümmül kitap kavramı geçer yani kitabın anası olan Levh-i Mahfuz adlı kitaptan bahsedilir. Yine bakara suresi 128. ayette Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in kendi soylarından (zürriyetlerinden) Müslüman (Allah’a teslim olan) olan bir ümmet getirmesi için Allah’a dua ettikleri yazılıdır. Dikkat edilirse aynı soydan atadan gelen bir ümmet, yani millet, ulustan bahsediliyor. Buradan kastedilen ümmet ise Arap ümmetidir, milletidir. Araplar Hz İsmail’in soyundan, orijininden, atadan, sülaleden geldiklerine inanırlar. Burada geçen ümmet kavramında bugün bizim anladığımızı şekilde bir soy milliyetçiliği anlayışı vardır.

          Sandığımızın aksine ümmet kelimesi ruhani, uhrevi, dini bir anlam içermekten öte seküler, dünyevi, cismani bir kavramdır. Aynı şekilde seküler, dünyevi, cismani zannettiğimiz millet kavramı da özünde dini, ruhani bir anlamı vardır. Özetlersek kuranda istisnalar hariç millet kavramı aynı soydan gelen insan topluluğu anlamında kullanılmaz. Millet; bir insanın ürettiği ideolojinin, bir doktrinin, bir dinin ritüelini sahiplenen insan ve insan toplamına denir.

          Buradan da anlıyoruz ki, ümmet kavramı ulus kavramına daha yakın bir terim iken; aslında millet kavramı ulustan daha uzak bir terimdir. O nedenle din, sünnet anlamına gelen millet kavramı, 20. yüzyıl başına kadar Türk İslam kültürü içinde dini anlamdan bağımsız düşünülmemiştir.

          Yaklaşık 1300 yıldır millet denilince kastedilen Müslümanlar, Müslüman milleti olmuştur. Osmanlıda da üç aşağı beş yukarı böyle olmuştur. Osmanlı Türk devletinin toprak kaybetmeye başladığı son dönemlerde müslim ve gayrimüslimler tek bir millet kabul edilip Osmanlı milliyetçiliği anlayışı kabul edilmiştir. Lakin son dönem arşivler incelendiğinde de halkın müslim ve gayrimüslim diye devlet tarafından ayırt edildiği de görülecektir. Çünkü Türklük denilen şey aynı zamanda Müslüman olmak demekti! Türk kavramı çok dillendirilmese de Müslümanlıktan kastedilen Türkler ve Türklüktür!

          Buna bir örnek verecek olursak. Sovyet Rusya’da MÜSKOM (Müslüman İşleri Komiserliği) kurulur. Burada Müslümandan kasıt Sovyet Rusya içinde yaşan Müslüman Türk milletidir. Görüldüğü gibi Türk milleti denmemiştir o günün ruhuna uygun olarak Müslüman denmiştir. Yine aynı şekilde Müslüman Sosyalist Kongresi toplanmıştır 1917 yılında burada Müslümandan kasıt millettir, Türk milletidir.       

Günümüzde milliyetçilik anlayışı

          Millet kavramının din anlamından yavaş yavaş soyutlanıp seküler bir anlam içermesi 20. ve 21. yüzyıla geldiğimizde tarihi süreç içinde değişerek bugünkü anlamını almıştır. Millet kavramını bu yakın çağda; aynı dili konuşan, aynı kültüre sahip olan, aynı soydan gelen, aynı tarihi olan, gelecekte de birlikte yaşama düşüncesi içinde olan eğitimi, kültürü, ideolojisi, inancı bir olan topluluktur diye tanımlayabiliriz.

          Modern milliyetçilik anlayışı kendisini dinden soyutlamaya çalışsa da 20. yüzyılın başına kadar halen dini anlamını kaybetmeden gelebilmiştir. Türkiye’de bugünkü anlamda modern milliyetçiliğin temelleri 1919 yılı içinde atılmıştır diyebiliriz. Hatta Türkçülüğün en kuvvetlendiği yıl olan 1913 yılında bile Türk milliyetçiliği kavramı henüz kullanılmıyor. Bu tarihlerde halen Türklük ve Türkçülük kelimeleriyle aslında Türk milliyetçiliği kavramı ifade edilmeye çalışılmıştır.

          1900 yılların başında millet ve milliyetçilik kavramları kullanılmıyor muydu? Elbette kullanılıyordu, ama millet ve milliyetçilik denilince Osmanlı milleti ve Osmanlı milliyetçiliği anlaşılırdı. Osmanlı devletinin içinde yaşayan müslim ve gayrimüslim içinde sadece Türkleri öne çıkarmak pek hoş karşılanmıyordu. İttihatçılar bu Osmanlıcılık kavramından tam olarak, 1917 yılından itibaren uzaklaşmaya başlayıp Türklük kavramını ön plana çıkardırlar. Haliyle ilerleyen yıllarda Türk milliyetçiliği kavramı da kullanılmaya başlandı.

          1919 yıllarında her ne kadar Türk milliyetçiliği seküler anlamda kullanılmaya çalışılsa da kendisini tam olarak dinden arındırmış değildi. 1919 yılında İstanbul’da Türk milliyetçiliğini kavramını kendisine ilke edinip yayın yapan iki gazete vardır. Bunlardan biri Kazım Nami Duru Bey’in Türk Dünyası gazetesi ve ikincisi Milli Türk Fırkasının yayın organı olan İfham gazetesidir. Örneğin İfham gazetesinde yazarlık yapan kendisini Türk milliyetçisi olarak bildiğimiz kadar solculuğuyla tanıdığımız Hüseyin Ragıp Baydur. Hüseyin Ragıp Baydur milliyetperverlik adlı yazısının bir bölümünde: “Milliyet-perverlere gelince: milliyet-perverler evvelâ dindardır. Milliyet-perverler bu asırda beşer kütleleri için bir dinin lüzumuna şiddetle kâniʻ ve bunun fikdânı hâlinde herhangi bir camiʻanın bağları çözülüp dağılacağına kâʼil bulunmaktadırlar. Binâʼe'n-aleyh milliyet-perverler, dini milliyetten tefrik ve tebʻîd etmezler. Ancak din ile beraber herhangi bir kavim için, milliyetinin kuvvet ve aşkı da lazımdır. Hristiyanlar aynı din içinde nasıl ayrı ayrı milliyet zümrelerine ayrılmaktan kendilerini kurtaramamışlar, ve bu günkü hayat ve siyasetlerini bu milliyet prensiplerinin icâbatına tevfik etmişlerse, şüphe yok ki aynı hâdisenin çemberinden biz Türkler de geçeceğiz.” diyor. (2)

          Hüseyin Ragıp Baydur gibi aydın insan bile milliyetçilerin din ile milleti ayırmadığını, milliyetçilerin dindar olduğunu ifade ediyor, bunların iç içe geçmiş olduğunu beyan ediyor. Lakin dinler içinde farklı milletlerin olabileceğini kabul ediyor.

          Bu tarihlerde Türkçülüğün, Türk milliyetçiğin emperyalist değil de diğer milletlerin milli varlıklarında saygı duyan demokratik bir milliyetçilik olduğu da beyan edilmiştir. (3) Bu tezi savunan kişi Yusuf Akçura’dır. Tabii bu demokratik milliyetçilik düşüncesinde elbette Osmanlının kaybedilen toprakları almak adına bundan da fazlasının kaybedilmesinin elbette etkisi vardır. Lakin milliyetçileri bu düşünceye iten asıl etken ise Anadolu’da ve Osmanlı topraklarında milliyetçiliğin yanında benimsenen bir diğer ideoloji olan sol ve sosyalist akımlardır.

          Türk milliyetçiliğindeki dincilik etkisini kıran da asıl bu sol, sosyalist faaliyetler olmuştur. Bugünkü seküler milliyetçilik anlayışını bu solculuk anlayışına borçluyuz.

          1930 yıllara geldiğimizde Atatürk, millet ve milliyetçilik kavramları yerine ulus ve ulusçuluk anlamının kullanılmasını istemiştir. Çünkü laikliği benimsemiş ve ekonomik olarak da devlet sosyalizmini uygulayan bir Türk toplumunda artık din, şeriat anlamını içeren ve Arapça kökenli millet kavramı kullanmak yerine Orta Asya kökenli bir kavram olan Ulus kavramının kullanılması uygun görülmektedir.      

20. Yüzyılda Türkistan coğrafyasında sosyalizm ve milliyetçilik

          1919 yılında Anadolu’da hissedilen solculuk faaliyetlerin asılı ve daha önemlisi Çar Rusya’sında başlamıştır. Özellikle 1905 ve 1917 yılları arasında giderek kuvvetlen sol, sosyalist faaliyetler Ekim devrimi ile beraber Bolşeviklerin nihai zaferiyle sonuçlanmıştır. Rusya’da Rus kökenli insanlar nasıl sosyal demokrat, Es-Er, Bolşevik, Menşevik gibi sol ideolojiye sahip partilerde mevcut düşüncülerini yaşatıyorsa; Rusya toprakları içinde yaşayan Müslüman Türklerde sosyal demokrat, Es-er, Bolşevik ve Menşevik gibi sol oluşumların içinde yer alarak düşüncelerini ifade ettiler.

          Çarlık Rusya’sı içinde mevcut bulunan Müslüman Türkler, çarlığın yıkılması için Ruslardan daha fazla faaliyetlerde bulundular. O nedenle sol ve sosyalist partilere ilgi gösterdiler. Özellikle Çar Rusya’sının zulmünden çok çeken Tatar Başkurt Türkleri arasında sol ve sosyalist fikirler çok yaygın bir şekilde benimsenmiştir. Tabii bunun altında yatan ana neden Ruslar tarafından ezilen ve sömürülen bir milletin isyanının yansımasıdır. Daha açıkçası Türklerin solcu, sosyalist olmasının altında yatan asıl eden milliyetçilik duygularıdır. Ezilen bir milletin milliyetçi davasını solculuk yaparak savunmaktan gayri bir düşünceleri yoktu. Bu sömürülme olayı ve onun karşısına çıkarılan milliyetçilik, haliyle devrimci ve sol düşünceli insanların ortaya çıkmasına vesile oldu. İşte bizim asıl anlatmak istediğimizde asıl mesele de bu… solculuk milliyetçiliği besleyen, büyüten bir ideolojik kavramdır, yoksa iddia edildiği gibi karşıtı değildir.

          Solculuğun milliyetçi düşünceyi güçlendirdiğini en iyi örnek Zeki Velidi Togan’dır. 1944 yılında Türkiye’de ırkçılık Turancılık davasında yargılanan ve Başkurt Türk’ü olan Zeki Velidi Togan’ın bir sosyalist olduğu bilinmesine karşın onun sosyalistliği sümen altı edilir. Çünkü milliyetçi sosyalist olamazmış! Oysa Togan anılarında: “1911 yılından beri sosyalizmi öğrenmiş ve onu az çok benimsemiş olduğumdan Rusya Muvakkat Hükümeti başına Es-Er Kerenskiy’nin geçmesini ve Sır Derya vilayeti valiliğine eski sosyal demokrat Nalivkin’in getirilmesini sevinçle karşılamış ve bir müşterek olması dolayısıyla kendisi ile 1913’den beri iyi tanıştığım Nalivkin’i bizzat gidip tebrik etmiştim. Ben Rusya’da seçimlerde Sosyalistler çoğunluğu kazanacak diye sevinir ve bundan milletime hayır gelecek diye inanırdım.” diyor. (4)

          Zeki Velidi Togan sosyalist olmadan önce hayatının hiçbir döneminde milliyetçi bir teşkilat veya partiye girmemiş bir insandır. Kendisini bildi bile sosyalisttir. İddia edildiği gibi onun sosyalist olması milliyetçi olmasına engel olmamıştır.

            Milliyetçi düşünceye sahip olduğunu bildiğimiz Başkırt Türk’ü Şerif Manatov’un komünistliği de aynı şekilde göz ardı edilir. Kadı ki Şerif Manatov Türkiye’de eğitim görürken Türk Ocaklarında faaliyet göstermiş bir milliyetçidir. Tatar-Başkırt Türkleri içinde milliyetçiliğin yanında sosyalist fikri benimseyen insanların çokluğu dikkat çekicidir. Hem milliyetçi hem de sosyalist olunamaz diyenler cahiller, bunu nasıl izah edecekler acaba? Sağcı zevata, milliyetçi ve sol, sosyalist düşünceleri benimseyen Tatar-Başkurt Türklerinden Alimcan İbrahimov, Mollanur Vahitov, Kamil Yakubov, Ayaz İshaki, İlyas Alkin ve Sultan Galiyev gibi isimleri de zikretmemiz lazım ki kendilerinde mevcut olan bu batıl inanışın ne kadar yanlış olduğunu bir nebze göstermiş olalım.

Sultan Galiyev ve milliyetçilik meselesi

          Bu isimlerin içinde milliyetçiliği ve solculuğuyla en dikkat çeken Tatar Türklerinden Sultan Galiyevdir.  Turancı olması onu daha da dikkat çekici yapmıştır. Hem milliyetçi, Turancı hem de sosyalist olmasından dolayı.

          Lakin son zamanlarda Sultan Galiyev milliyetçi değildi gibi garip tezler dolaşmaya başladı. Bu iddialarına destek olarak da 1923yılında Lenin, Stalin ve Troçki’ye yazdığı mektupta geçen: “Ben herhangi bir zaman milliyetçi oldum mu? Hayır ve hayır.” ifadeleri gösterilir. (5)

          Oysa burada kastedilen milliyetçilik, Bolşevikliğin tasvip etmediği liberal olmak, sağcı olmak, gericilik ve yerelci olmak anlamında milliyetçiliktir. Yoksa bizim bugün anladığımız şekilde bir milletin kendi haklı çıkarlarını savunmak için kullandığı ideolojik anlamda milliyetçilik değildir. Liberalseniz yani burjuva milliyetçisiyseniz doğanız gereği sosyalist ve komünist düşmanı olursunuz. Bolşevik ideolojide milliyetçi, sosyalizme ve komünizme düşman olan kişiye denir. O nedenle sosyalizmin yıkılması için çalışan bir gerici, sağcı milliyetçi aynı zamanda neden ben sosyalistim desin ki? Sutan Galiyev kendini sosyalist olarak tanımlayan biridir oysa biz ondan “ben milliyetçiyim” diyerek Bolşevik anlayış anlamında aslında sağcıyım, gericiyim demesini istiyoruz. Yani “sosyalist sağcı” olması gerektiği gibi bir şey iddia ediyoruz.

          Sultan Galiye kabul etseniz de etmeseniz de kendisi Bolşevik ideolojiye inan bir Türk’tür. Bir Bolşevikten Bolşevizmin kabul etmediği burjuva milliyetçisi olmasını bekleyemezsiniz. Sultan Galiyev Burjuva milliyetçiliği yerine Devrimci milliyetçiliği savunan bir ideologdur. Evet ideologdur diyoruz, çünkü kendisine ait ve diğer Bolşevikler tarafından pek hoş görülmeyen tezlere sahiptir.

          Örneğin 1918 senesinde kaleme aldığı bir yazısında: “Müslümanların milli hareketi sorunu vardır. Bu hareket milliyetçi değil, milli-sınıfsaldır. Müslüman ülkeleri proleter halklardır…Müslüman ülkelerin milli hareketinin sosyalist devrim karakteri gösterdiğinin altı çizilebilir” diyor. (6) Galiyev Müslümanların milli hareketini sosyalist devrim karakteri olarak görüyor, milli sınıfsal diyor. Sınıfsallıktan kastettiği devrimci proleter bir halkın tamamıdır Galiyevin tezleri çok açık milliyetçilik kavramını gerici-sağcılık anlamında kullanıp; olumlu anlamda devrimci-proleter bir milli hareket kavramını kullanıyor. Burjuva milliyetçiliği ile Devrimci milliyetçiliği ayırıyor ama bazıları buna bilmesine karşın anlamazlıktan geliyor.

          Tüm halkı, milletinin tamamını proleter görmek gibi bir anlayışın haliyle Bolşevizmle uyuşmadığı bir hakikattir. Lakin Galiyev’in Bolşevizmle uyuşmayan başka tezleri de mevcut büyük Rus devlet şovenizmiyle mücadele eden “yerel milliyetçileri” ilerici bir hareket olarak gördüğü için milli sorunun çözümünde Stalin ile ayrışmaktadır. (7)

          Sultan Galiyev olumlu anlamda kullandığı “yerel milliyetçiliğin” öneminden bir konuşmasında: “Burada büyük Rus şovenizminden korkarak, aynı zamanda yerel milliyetçilikle de mücadele edilmesi gerektiği söylendi. Bunun anlamı her türlü milliyetçilikle mücadele etmek gerektiğidir, çünkü büyük devlet şovenizminin ortaya çıkışı daha kalabalık milletlerin, ilerici ya da gerici milliyetçiliğinin ortaya çıkması demektir. Bu yerel milliyetçilik nedir? Eğer yerel milliyetçilik bu büyük devlet şovenizmine karşı mücadelenin bir görünümüyse, bu milliyetçilik değildir, bu sadece büyük devlet şovenizminin ortaya çıkmasıyla mücadele etmektir. Milliyetçilikle, bu aynı şekilde daha küçük milletlerin ezilmesi halindeki milliyetçilik olduğu zaman kesinlikle mücadele edilmeli” diyerek bahseder. (8)

          Galiyev ile benzer bir görüşe milli komünistlerden Turar Rıskulov’da sahiptir. Turar Rıskulov Türkistan Komünist partisinin 3. Kongresinde: “Doğru anlaşılmış milliyetçilik, halkın yüzyıllar boyunca geliştirdiği, örf, adet, ve gelenekleriyle tezat oluşturmaz. Aksine inkılapçı mücadeleyi, Doğu halklar içinde çok daha güçlü kılar” diyerek milliyetçiliğin devrimciliği güçlendiren bir etkisi olduğundan bahseder. (9)

          Rıskulov’da Galiyev gibi “yerli milliyetçilik” kavramını kullanır ve bunların sayılarının giderek arttığından bahseder. Sebep olarak da Rus Şovenizmin artmasını gösterir. Prezidyuma bu milliyetçilerin alınması gerektiği tezini işler. (10)   

          Anlaşılacağı gibi Rıskulov ve Galiyev’in tezleri birbirine benzer demek bile azdır, çok benziyor dememiz gerekir.

          Milliyetçilik konusuna geri dönersek, Galiyev yerel milliyetçilikle mücadele edilmesinin yine bazı zararlarından bahseder. Galiyev Rus milliyetçileri ile mücadele edelim, ama Rus milliyetçileri mücadele eden örneğin Tatar milliyetçileri ile mücadele edilmesine karşıdır. Çünkü yerel Türk milliyetçileri mücadele etmek demek Rusçuluğun hortlamasına zemin hazırlayacağına inanıyor.  

          Galiyev yerel milliyetçilik ve Rus şovenizmi tezlerini başka konuşmalarında da dillendirir. Başkurdistan’da bulunan Rus yoldaşların Rus şovenizmi havasına kapılarak oradaki “yerel milliyetçilikle” mücadele etmeye çalıştıklarını, oysaki burada mevcut olan yerel milliyetçilerin Başkır milliyetçisi görünümündeki Başkır komünistleri olduğunu ve aslında Komünistlerin ortadan kaldırıldığı tespitini de yapıyor.

          Galiyev her ne kadar yerel milliyetçi görünümündeki komünistlerden bahsetse de gerçekten de küçük burjuva milliyetçisi yerel milliyetçileri de devrim için önemli ve gerekli görmektedir. Bu konuyu Turar Rıskulov'un Türkistan’dan uzaklaştırılması konusunda da bahsetmektedir. Galiyev, Rıskulov için temelde Türkistan sorunlarının çözümüne doğru ilkeli bir biçimde yaklaştığından bahsediyor. Galiyev, Turar Rıskulov’un Pantürkizm ve Turancılıkla ilgili görüşlerini olumlu bulup; “ Kırgızistan, kaşgarga, Hive, Buhara, Afganistan’ın ve İran’ın Türk kısımlarının katılımıyla. Ama bu uluslararası sosyal devrimin çıkarları açısından neden korkunç olsun ki? Bu Rus milliyetçiliği için korkunçtur, bu Batı Avrupa kapitalizmi için korkunçtur. Devrim için korkunç değildir.” diyor. (11)

          İşte Galiyev’in bu söylem ve tezi onun sonunu getiriyor. Çünkü Galiyev’de en az Turar Rıskulov kadar Pantürkist ve Panturancıdır. Kaldı ki Turar Rıskulov kendi görüşlerinin “Zeki Veli’den çok Sultan Galiyev’in görüşlerine yakındı” cevabını veren biridir. (12)

          Turar Rıskulov’un Pantürkist ve Panturancı sözlerini hatırlatmak gerekirse, Türkistan’a gelen Komünist Frunze Rıskulov’un Pantürkizm ve Panturancı fikirlerini eleştirir. Rıskulov cevap olarak: “Pantürkizim sizin beyninizde oluştuğunuz gibi yanlış ve kötü bir şey değildir. Yeter ki, onu iyi anlayınız. Türk dilli halkların yakınlaşmasına engel olma amacıyla kasten iftira edilen ve kötülenen, Pantürkizm adıyla resmi şekilde tarifi yapılan düşünceye, başka açıdan bakması gerekir” cevabını vermiştir. (13)

          Turar Rıskulov, Turanvılıkla ilgili düşüncelerini ise, “…ben Türk halklarının, Türk Cumhuriyeti Sovyet Devletleri Birliği olarak birleşmelerinin taraftarıyım. Orta Asya’da da bunun uygulanması için çalışacağım. Çünkü, bu birleşme çok faydalı olacaktır. (14)

           Galiyev 1929 yılındaki sorgulanasında Sovyet Rusya’nın ya ekonomik olarak ya da dışarıdan gelen bir saldırı sonucunda yıkılacağını Müslüman Türklerin ise kendilerini korumak için bağımsız Turan Devleti kurarak emperyalist ve kapitalist saldırıdan kurtarması gerektiği tezini işliyor. Bu Turan Devletinin kurulmasında geçici olarak yerli milliyetçilik konumunu almak şeklinde taktik bir manevraya da başvurulmasında bir sakınca görmediğini beyan ediyor. Lakin sorgulama sonunda “…devrimin ölümü ve çöküşü varsayımları ve bu iki etkenin yol açtığı gericiliğin saldırısından kurtuluşu yerli milliyetçilikte arama eğilimi de bu inançsızlıktan doğmuştu. Hatalarımda ısrar etmeyi ve parti içi fraksiyonel-yeraltı mücadelesi gibi çarpık yollarla savunmayı sürdürerek küçük burjuva yerli milliyetçiliği canlanmasına yardımcı olduğunu kabul ediyorum” diyerek (15) kendisi açısından haklı ama Bolşeviklik açısından kabul edilemeyecek bir tezi savunduğunu bir bakıma kabul etmiş oldu.

         Galiyev aslında her türlü milliyetçiliği eşit görüp, hepsiyle aynı tarzda mücadele etmeyi yanlış görmesinde yerden göğe kadar haklıdır. Çünkü Çarlık Rusya’sında yıllar yılı Ruslar Türkleri ezip, sömürdüler. Rus milliyetçiliği ezen, emperyalist milliyetçilik; Türk milliyetçiliği ise bu ezilmişliğe karşı çıkan ileri milliyetçilik olmuştur. Örneğin Ruslar Tatarları sömürmüştür ama bir Tatar milliyetçisi Rus halkını sömürmemiştir. Bu konuda Rusların ve Sovyet Rusların korkması için bir neden yoktur. Kendi halkından başkasına bir zararı olmamış bir milliyetçilik aslında kötünün iyisidir. Sovyet Rusya çökerse küllerinden yeniden doğacak çarlık ve Rus milliyetçiliği Türkler açısından kötü olacaktır o nedenle  kendini korumak adına proleter bir ulus kabul Türklerin yerel milliyetçi burjuva ile birlikte Rus emperyalizmine karşı çıkmasından daha doğal ne olabilir ki?

          Sultan Galiyev Rus emperyalizmine karşı ilkeli ve devrimin gerektirdiği şekilde ulusların kendi kaderlerini tayin hakkından yola çıkarak gerçekleştirdiklerini: “…Rus milliyetçilerine, Rus burjuvazisine, milli burjuvaziye darbeler indirdiysek bunu öncelikle milli sorun konusunda karşılarına ulusların kendi kaderini tayin hakkı şiarını çıkartarak yapmıştık… kimsenin şu ya da bu millet üzerinde hüküm sürme hakkının olmadığını, her milletin kendinin efendisi olduğunu ilan ettik, ama aynı zamanda sınıf ilkesini de öne çıkardık, burjuva[ya] kendi kaderini tayin hakkını tanımadık, milli sorunda tam olarak proleter[yaya] kendi kaderini tayin hakkını tanıdık…” sözleri ile ifade etmektedir. (16).      

          Sadece Ruslara karşı değil, İngiliz ve Çin emperyalizmine de karşı çıkmaları gerekecektir. Her ne olursa olsun Galiyev tüm Türklerin bir çatı altında birleşmesini bir zorunluluk olarak görüyordu.

          Gerek Turar Rıskulov olsun gerekse Sultan Galiyev Sovyet Rusya emperyalizminden çok şikayetçidir. 1921 yılında Enver Paşa’da Sovyet Rusya topraklarındadır. Sultan Galiyev ile yapmış olduğu konuşmayı eşi Naciye hanıma yazdığı bir mektupta şöyle bahseder: “…Rus komünistliğinin de bir nevi emperyalizme doğru giden Rus’luk şeklini almakta olduğunu görerek İslamların da birbirleriyle anlaşmaya çalışması fikrine düşmüş bir arkadaştır… sonra kendisi Kırım’da İslamlara epey fenalık yapıldığını fakat buraya gelince Stalin’e… bir rapor vererek fenalıkların önünün alınmasına çalıştığını, İslamlardan iki yüz kişiye mukabil Ruslardan yetmiş bin şahsın Kırım’da kurşuna dizildiğini söyledi”nden bahsediyor. (17)

          Sultan Galiyev Rus komünistlerin Rusçuluk ve Rus milliyetçiliği yaptığını Enver Paşa’ya da dillendirmiş.

          Özetle Sultan Galiyev milliyetçilik diye kastettiği burjuva milliyetçiliğine karşıdır. İlerici ve devrimci olarak gördüğü yerel milliyetçiliği ise savunmaktadır.   

 

Dip notlar:

1-      Ragıp El İsfahani, Müfredat, (Çev: Yusuf Türker), Pınar Yayınları,  4. Baskı, İstanbul, Mayıs 2016, s: 1374

2-      Hüseyin Ragıp Baydur, Milliyetperverlik ittihatçılık mıdır?, İfhâm, Numara:45, 20 Zilhice 1337, 16 Eylül 1335-1919

3-      Yusuf Akçura, Siyaset ve İktisat, (Yayına Hazırlayan: Erdoğan Mura), Sinemis yayınları, Ankara, Temmuz 2006, s: 7-8

4-      Zeki Velidi Togan, Hatıralar, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1. Basım, Kasım 1999, s: 135

5-      Sultan Galiyev, Bütün Eserleri, (Yayına hazırlayan: Özgür Erdem), İstanbul, Mart 2006, s:568

6-      A.g.e., s: 112

7-      Masayuki Yamauchi, Sultan Galiyev İslam Dünyası ve Rusya, Bağlam yayıncılık, (Çeviren: Hironao Matsutani),  İstanbul, Şubat 1998, s: 122

8-      Sultan Galiyev, A.g.e., s: 531

9-      Hüseyin Adıgüzel, Milli Komünizmin Öncüleri Rıskulov, İleri Yayınları, İstanbul, Ekim 2005, s: 123

10-  A.g.e., s: 248

11-  Sultan Galiyev, A.g.e., s: 561

12-   Hüseyin Adıgüzel, A.g.e., s: 208

13-  A.g.e., s: 136

14-  A.g.e., s: 300

15-  Sultan Galiyev, A.g.e., s: 791

16-   A.g.e., s: 287

17-  Murat Bardakçı, Naciyem, Ruhum, Efendim, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, Nisan 2016, s:148



2253 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Tarihselcilik adlı tarih tezi, Kur’an adlı din kitabının yorumlanmasında kullanılabilir mi? -1 - 29/10/2021
Tarihselcilik adlı tarih tezi, Kur’an adlı din kitabının yorumlanmasında kullanılabilir mi? -1 Yunus YILMAZ
BİR DEVLET OPERASYONU: 19 MAYIS ADLI KİTABIN ELEŞTİRİSİ - 14/03/2021
BİR DEVLET OPERASYONU: 19 MAYIS ADLI KİTABIN ELEŞTİRİSİ - Yunus YILMAZ
Milli ve Devrimci bir garip adam Mustafa Suphi - 15/02/2020
Milli ve Devrimci bir garip adam Mustafa Suphi - Yunus YILMAZ
Kurtuluş Savaşında Çerkez Ethem, Kuşçubaşı Eşref ve Anadolu’da Sosyalist Faaliyetler - 31/12/2019
Kurtuluş Savaşında Çerkez Ethem, Kuşçubaşı Eşref ve Anadolu’da Sosyalist Faaliyetler - Yunus YILMAZ
Mustafa Kemal Paşa, 1919 yılında Havza'da Bolşevik bir Komutanla görüştü mü tartışması üzerine - 27/11/2019
Mustafa Kemal Paşa, 1919 yılında Havza'da Bolşevik bir Komutanla görüştü mü tartışması üzerine farklı bir tez - Yunus YILMAZ
Anadolu’ya gelen Mustafa Suphi ve TKP’li yoldaşlar neden ve kimler tarafından öldürüldüler? - 03/11/2019
Anadolu’ya gelen Mustafa Suphi ve TKP’li yoldaşlar neden ve kimler tarafından öldürüldüler?
Mustafa Suphi ve onun TKP’sine karşı olan Sol, Sosyalist İttihatçı Küçük Talat Bey! - 21/09/2019
Mustafa Suphi ve onun TKP’sine karşı olan Sol, Sosyalist İttihatçı Küçük Talat Bey! - Yunus YILMAZ
Enver Paşa'nın Kurtuluş Savaşı Yıllarındaki İslami Sol Fikri - 31/08/2019
Enver Paşanın kurtuluş savaşı yıllarındaki İslami Sol fikri - Yunus YILMAZ
Sevdalınız Kut’ül Amare Kahramanı Halil Paşa Komünisttir! - 30/12/2018
Sevdalınız Kut’ül Amare Kahramanı Halil Paşa Komünisttir! - Yunus YILMAZ
 Devamı